
Kürt medeniyeti, devlet arşivlerinde yazılmadı. Taşlara, dengbêjlerin sesine, dağ patikalarına ve kolektif hafızaya kazındı. Mezopotamya’nın kuzeyinde, Zagros’un eteklerinde şekillenen bu tarih, imparatorlukların gelip geçtiği bir coğrafyada varlığını koruyan bir kültürel sürekliliği temsil ediyor. Kürtler çoğu zaman egemen bir devlet kurmadı; ama bir yaşam biçimi kurdu. Bu yaşam biçimi, medeniyetin kendisidir.
Medeniyet yalnızca saraylarla ölçülmez. Dil, müzik, toplumsal örgütlenme, doğayla kurulan ilişki ve kadınların toplum içindeki konumu bir halkın gerçek zenginliğini gösterir. Kürt toplumsal yapısında aşiret sistemi kadar komünal dayanışma kültürü de belirleyici oldu. Köy meclisleri, ortak üretim biçimleri ve sözlü hukuk geleneği, merkezi devlet yapılarından bağımsız bir toplumsal düzenin izlerini taşıdı. Bu yapı zaman zaman parçalandı, bastırıldı, asimile edilmek istendi. Fakat bütünüyle yok edilemedi.
Kürt medeniyetinin en güçlü damarlarından biri sözlü kültürdür. Dengbêjler yalnızca ağıt yakmadı; tarihi aktardı. Yasaklı dönemlerde bile dil hafızada saklandı. Bir ninni, bir stran, bir destan bir halkın kimliğini geleceğe taşıdı. Yazılı tarihin silmeye çalıştığı birçok gerçek, sözlü anlatımlarda yaşamaya devam etti. Bu hafıza, inkâr politikalarına karşı en güçlü direnç biçimlerinden biri oldu.
Kadınların rolü bu medeniyetin kalbinde yer alır. Kürt toplumsal hafızasında kadın yalnızca aile içi bir figür değildir; kültürün taşıyıcısıdır. Modern dönemde kadın özgürlük mücadelesinin Kürt siyasal hareketinde merkezî bir yere oturması tesadüf değil. Bu, tarihsel bir birikimin güncel tezahürüdür. Demokratik Konfederalizm paradigması da bu zeminden yükseldi. Toplumun öz örgütlenmesi, kadın öncülüğü ve ekolojik denge arayışı, köklerini kadim toplumsal pratiklerden alır.
Ekolojik bağ da medeniyetin ayrılmaz parçasıdır. Kürt coğrafyasında dağ yalnızca bir sığınak değil, yaşamın sembolüdür. Doğa ile kurulan ilişki, modern kapitalist tüketim mantığından farklıdır. Toprak, su ve mera ortak yaşamın parçasıdır. Bu nedenle ekolojik talana karşı direniş, kültürel varoluşun savunusudur.
Kürt medeniyeti inkâr politikalarıyla sınandı. Dil yasaklandı, yer adları değiştirildi, kültürel miras görmezden gelindi. Fakat medeniyet devletin tanımasına bağlı değildir. Bir halk kendini yaşattığı sürece tarih de yaşamaya devam eder. Bugün Kürt kimliği yalnızca bir kimlik talebi değil; kültürel bir süreklilik iddiasıdır. Bu iddia geçmişe takılı bir nostalji değil, geleceğe dönük bir inşa iradesidir.
Zagros’tan bugüne uzanan bu hat, bir medeniyetin yok edilemeyeceğini gösteriyor. Devletler değişir, sınırlar çizilir, haritalar yeniden yapılır. Ama dilini, kültürünü ve kolektif hafızasını koruyan bir halk, tarihten silinmez. Kürt medeniyeti tam da bu yüzden bir geçmiş anlatısı değil; yaşayan bir direniş bilincidir.
#KürtMedeniyeti #Kurdî #TarihVeHafıza #MedyayaCivakî #NûçeyênKurdî #JinJiyanAzadî #DemokratikKonfederalizm #KültürelDireniş
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!