
Demokrasi Bir Sandık Değil, Bir Direniş Biçimidir
Demokrasi çoğu zaman oy pusulasına indirgenir. Sandık günü hatırlanır, sonra unutulur. Oysa demokrasi, halkın kendi kaderi üzerinde söz kurma iradesidir; bastırılmak istendiğinde daha güçlü filizlenen bir direniş biçimidir. İnsan hakları ise bu iradenin zırhıdır. Hak olmadan demokrasi bir gölgeye dönüşür; demokrasi olmadan haklar yalnızca kâğıt üzerinde kalır.
Devlet merkezli siyaset, demokrasiyi yukarıdan verilen bir lütuf gibi anlatmayı sever. Oysa halkların tarihi bunun tersini söyler. Haklar hiçbir zaman bağışlanmadı; mücadeleyle kazanıldı. Kürt halkının dili için, kimliği için, varlığı için verdiği mücadele bunun en somut örneklerinden biridir. Yasaklanan her kelime, yakılan her köy, bastırılan her talep; halkın öz örgütlenme arayışını daha da derinleştirdi. Çünkü demokrasi, devletin çizdiği sınırlar içinde değil, halkın kendi kendini örgütlediği yerde nefes alır.
Demokratik Konfederalizm fikri tam da bu noktada tarihsel bir kırılmayı temsil eder. İktidarın merkezileştiği, toplumun pasifleştirildiği bir sistem yerine; yerel meclislerle, komünlerle, kadın öncülüğünde ve ekolojik hassasiyetle örülen bir yaşam önerir. Bu anlayışta demokrasi yalnızca bir yönetim modeli değildir; bir yaşam ahlakıdır. Kadın özgürlüğü, toplumun özgürlüğünün ölçüsüdür. Doğa ile kurulan ilişki, siyasetin vicdanıdır. Halkların kardeşliği ise soyut bir slogan değil, birlikte yaşamanın zorunlu gerçeğidir.
İnsan hakları kavramı da ancak bu toplumsal zeminde anlam kazanır. Hak dediğimiz şey, yalnızca bireyin devlete karşı korunması değildir; aynı zamanda toplumun kendi iradesini kolektif biçimde var edebilmesidir. Anadilde eğitim bir haktır. Özgür basın bir haktır. Siyasal örgütlenme bir haktır. Kadınların erkek egemen şiddete karşı özsavunma mekanizmaları geliştirmesi bir haktır. Ekolojik talana karşı toprağını savunmak bir haktır. Bu haklar birbirinden koparıldığında demokrasi parçalanır; birlikte savunulduğunda ise bir halk iradesine dönüşür.
Bugün dünyada demokrasi söylemi sıkça kullanılıyor ama içi boşaltılıyor. Otoriter rejimler sandık düzenliyor, ama muhalefeti susturuyor. Liberal sistemler insan haklarından söz ediyor, ama savaş politikalarıyla halkları yerinden ediyor. Bu çelişkinin karşısında gerçek demokrasi, halkların aşağıdan yukarıya kurduğu öz yönetim deneyimlerinde hayat buluyor. Rojava’dan Latin Amerika’daki yerli direnişlerine kadar, dünyanın birçok yerinde benzer bir arayış var: iktidarın merkezinden değil, halkın kalbinden yükselen bir siyaset.
Demokrasi ve insan hakları birbirinden ayrılmaz. Biri olmadan diğeri yaşayamaz. Ama ikisi de ancak direnişle korunur. Hak talep edenler çoğu zaman kriminalize edilir, yalnızlaştırılır, susturulmak istenir. Fakat tarih gösteriyor ki bastırılan her hak talebi, bir süre sonra daha güçlü bir toplumsal bilinç olarak geri döner. Çünkü adalet duygusu, toplumun en derin damarlarında akar.
Demokrasi bir prosedür değil; bir mücadeledir. İnsan hakları bir metin değil; bir yaşam pratiğidir. Ve halkların kardeşliği, bu mücadelenin en sağlam zeminidir. Eğer gerçekten özgür bir gelecek kurulacaksa, bu gelecek merkezi iktidarların değil; örgütlü halkların eseri olacaktır.
#Demokrasi #İnsanHakları #HalklarınKardeşliği #DemokratikKonfederalizm #JinJiyanAzadî #MedyayaCivakî #NûçeyênKurdî #Direniş #InternationalSolidarity
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!