
"Kürtlerin hafızası, başkalarının unuttuğu yerden başlar." Rojhilat’ta (İran Kürdistanı) hüküm süren o derin sessizlik, bir eylemsizlik hali değil; aksine Rojava’da kanla yazılmış bir ihanet hafızasının ürünüdür. Emperyal güçlerin satranç tahtasında "kullanışlı bir piyon" olmayı reddeden, kendi öz gücüne ve "Üçüncü Yol" stratejisine dayanan vakur bir duruşun hikayesi... Kürtlerin onayı ve iradesi olmayan hiçbir denklem bu coğrafyada kalıcı olamaz.
Zagros’un Sessizliği: İhanetin Hafızası ve Rojhilat’ın Stratejik Onuru
Ortadoğu’nun tarihi, sadece başkentlerin soğuk koridorlarında imzalanan anlaşmalarla değil; dağların, vadilerin ve o topraklarda bin yıldır kök salmış halkların neyi reddettiğiyle yazılır. Bugün İran Kürdistanı’nda (Rojhilat) hüküm süren o derin sessizlik, bir eylemsizlik hali değil; aksine, tarihsel bir süzgeçten geçirilmiş, acıyla yoğrulmuş bir bilincin gürültüsüdür. Gökyüzü bir kez daha küresel hegemonların savaş uçaklarıyla yarılmaya hazırlanırken, Kürt halkı başkalarının satranç tahtasında "harcanabilir bir piyon" olmayı reddetmenin vakur duruşunu sergiliyor.
İhanetin Coğrafyası: Rojava’nın Kanayan Mirası
Kürt halkının hafızası, başkalarının unuttuğu yerden başlar. Bizim için "stratejik müttefiklik" kavramı, sözlüklerde yazan süslü tanımlardan ibaret değildir; bizim için bu kavramın karşılığı Afrin’in zeytinliklerine çöken karanlık, Serêkaniyê’nin tozlu sokaklarında yankılanan ihanet çığlığıdır. Rojava’da dünya, IŞİD barbarlığına karşı insanlığın onurunu savunan Kürtleri ayakta alkışlarken, aynı dünyanın efendileri çıkar rüzgarları yön değiştirdiğinde o kahramanları cihatçı çetelerin insafına terk etmekte bir an bile tereddüt etmedi.
"Emperyalizmin sadık müttefiki yoktur, sadece kullanım süresi dolana kadar süren pragmatik randevuları vardır" gerçeği, Rojava’nın her karış toprağına kanla kazınmıştır. Rojhilat halkı, bugün bu kanayan mirasa bakarak geleceğini kuruyor. Washington’un ya da Tel Aviv’in vaat ettiği "özgürlük" paketlerinin içinden, daha önce defalarca olduğu gibi, yeni bir yalnızlığın çıkacağını biliyorlar. Bu yüzden Rojhilat’ın temkinli duruşu bir korku değil, siyasal bir erginliktir; başkasının gölgesinde büyüyen bir özgürlüğün, o gölge çekildiğinde kuruyup gideceğini idrak etmiş bir halkın bilgeliğidir.
İki Ateş Arasında "Üçüncü Yol"
Tahran’daki merkezi devlet aygıtına, onun inkârcı ve baskıcı doğasına duyulan öfke, Rojhilat’ın ruhunda kor bir ateş gibi yanmaya devam ediyor. Bu rejim, sadece bir yönetim biçimi değil; emekçi sınıfların, kadınların ve kimliği reddedilen halkların üzerine çökmüş bir tahakküm makinesidir. Ancak bu haklı ve kutsal öfke, Batılı güçlerin bölgeyi yeniden dizayn etme operasyonlarına yakıt olmayacak kadar soyludur.
Kürtler, mollaların zindanları ile küresel sermayenin insansız hava araçları arasında bir seçim yapmaya zorlanamaz. Gerçek kurtuluş, ne Tahran’ın teokratik karanlığına teslim olmakta ne de Washington’un operasyonel ajandasına yazılmaktadır. "Üçüncü Yol", tam da bu iki çıkmaz sokağın ortasında, halkın kendi öz gücüne, kendi örgütlülüğüne ve kendi tarihsel iradesine dayanarak açtığı patikadır. Bu yol, dağları sadece bir sığınak değil, aynı zamanda bir siyasal hakikat okulu olarak görmeyi gerektirir.
Jeopolitik Bir Zorunluluk Olarak Kürtler
Bugün ne kadar teknolojik üstünlüğe sahip olurlarsa olsunlar, ne kadar sofistike silahlarla donatılmışlarsa donatılsınlar; ne ABD ne de İsrail, sahadaki halk desteği ve toplumsal meşruiyet olmadan İran denkleminde kalıcı bir zafer elde edebilir. Bir toplumu dönüştürmek, sadece askeri tesisleri bombalamakla değil, o toplumun kılcal damarlarına dokunmakla mümkündür. Ve İran’ın o dinamik, örgütlü ve tarihsel olarak en bilinçli damarlarından biri Kürtlerdir.
Muktedirler şunu anlamalıdır: Kürtler artık bir "takviye güç" veya "kara operasyonu aparatı" değildir. Biz, Ortadoğu’nun asli ve kurucu öznesiyiz. Kürtlerin siyasal ve toplumsal mimarisinde yer almadığı hiçbir "Yeni İran" projesi, coğrafyanın sert gerçekliğine çarpıp parçalanmaya mahkumdur. "Önce savaşın, sonrasına masada bakarız" diyenlerin, o masaları nasıl devirdiklerini, Kürtlerin sandalyesini nasıl boş bıraktıklarını tarih kitapları değil, bizzat halkın yaralı sinesi anlatıyor.
Sessizliğin Gücü ve Geleceğin İnşası
Rojhilat’ın bugün takındığı "stratejik sessizlik", fırtınadan önceki o ağır boşluktur. Bu sessizlik, halkın kendi küllerinden yeniden doğma yeteneğinin, kendi özsavunma bilincinin yoğunlaşmasıdır. Gerçek devrimci duruş, sadece düşmanını tanımakla değil; "sahte dostların" ikiyüzlü çağrılarını da aynı netlikle teşhis edebilmekle ölçülür.
Dağlar bizim hafızamızdır. O hafızada Şeyh Said’in vasiyeti, Qazi Muhammed’in dik duruşu ve Rojava’nın sızısı vardır. Ama hepsinden önemlisi, şu temel gerçek vardır: Kendi ayakları üzerinde durmayan bir halk, her rüzgarda savrulmaya mahkumdur. Rojhilat bugün kendi ayaklarını toprağa daha sert basıyor.
Biz ne rejimin inkârında boğuluruz ne de emperyalizmin ışıltılı tuzaklarına yürürüz. Biz, kendi yolumuzu Zagros’un sert taşlarıyla, kadınların "Jin, Jiyan, Azadî" nidasıyla ve emekçilerin nasırlı elleriyle döşüyoruz. Ve bu yol, sadece Kürtlerin değil, tüm Ortadoğu halklarının onurlu ve ortak geleceğine açılan tek kapıdır. Çünkü biliyoruz ki; günün sonunda güneş sadece kendi dağlarımızdan doğduğunda bizi gerçekten ısıtacaktır.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
İlgili Yazılar

Amerika, İsrail ve İran Arasındaki 2 Haftalık Ateşkes: Küresel Sermayenin Molası, Halkların Gerçek Barış Arayışı

Kontrollü Savaştan Küresel Krize

Afrin’de Yıllar Sonra Newroz: Sürgünden Dönen Kürtler İlk Kez Kutladı

İsrail–İran Gerilimi Kontrolden Çıkıyor: Bölgesel Savaş Kapıda
İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler
Ortadoğu kategorisinden daha fazla haber

Amerika, İsrail ve İran Arasındaki 2 Haftalık Ateşkes: Küresel Sermayenin Molası, Halkların Gerçek Barış Arayışı
7 Nisan 2026’da ABD, İsrail ve İran arasında ilan edilen 2 haftalık ateşkes, Ortadoğu halklarına kalıcı bir barış sunmaktan ziyade, küresel sermayenin ve enerji tekellerinin krizini hafifletmeyi amaçlayan taktiksel bir "nefes alma" arasıdır. Merkezine Hürmüz Boğazı’nın ve dolayısıyla petrol sevkiyatının güvenliğini alan bu mutabakat, savaşın faturasını kanıyla ve emeğiyle ödeyen işçi sınıfı için değil, kapitalist piyasaların selameti için kurgulanmıştır. Sahadaki saldırıların tamamen durmaması ve nükleer tehdidin sürmesi, emperyalist odakların ve bölgedeki gerici rejimlerin kendi krizlerini emekçilerin sırtına yüklemeye devam edeceğini gösteriyor. Gerçek ve kalıcı barış ise ancak ezilen halkların ortak devrimci mücadelesiyle mümkündür.

Kontrollü Savaştan Küresel Krize
Orta Doğu'da savaş çıkacak mı diye beklemeyin; savaş çoktan başladı, sadece şu an pamuk ipliğine bağlı tehlikeli bir 'denge oyunu' izliyoruz. Asıl kabus, tek bir küçük hatayla (yanlış bir füze veya suikast) bu dengenin bozulup olayların tüm dünyayı içine çekecek durdurulamaz bir yangına dönüşmesidir. Mesele savaşın çıkması değil, pimi çekilmiş bu bombanın ne zaman patlayacağıdır.

Afrin’de Yıllar Sonra Newroz: Sürgünden Dönen Kürtler İlk Kez Kutladı
Afrin’de yıllar süren çatışmalar ve demografik değişim sonrası, sürgün edilen Kürtlerin bir kısmı geri dönmeye başladı. Bu dönüşle birlikte ilk kez geniş katılımlı Newroz kutlamaları yapıldı. Bu sadece bir bayram değil; kimliğin, hafızanın ve varoluşun yeniden görünür olması anlamına geliyor. Ancak bölgedeki siyasi ve güvenlik dengeleri nedeniyle bu geri dönüşün kalıcı olup olmayacağı hâlâ belirsiz.