İran’a Karşı ABD-İsrail Savaşında “Kürt Kartı”: Yeni Bir Strateji mi?

Bu makale, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta Kürt güçlerini yeni bir jeopolitik araç olarak devreye sokma ihtimalini tartışıyor. Yazıya göre amaç, İran’ı yalnızca hava saldırılarıyla değil, içeriden de zayıflatmak ve ülkeyi Suriye benzeri bir parçalanma sürecine sürüklemek olabilir. Ancak böyle bir strateji yalnızca İran’ı değil, Irak, Suriye ve Türkiye’yi de içine çekecek daha büyük bir bölgesel krizi tetikleyebilir. Makale, Kürt meselesinin dış güçler tarafından araçsallaştırılmasının çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor.

MAKALEOrtadogu
#Iran #Kurdistan #Rojhilat #MiddleEast #ABD #Israil #Jeopolitik #Ortadogu #KurtMeselesi #BolgeselKriz

İran’a Karşı ABD-İsrail Savaşında “Kürt Kartı”: Yeni Bir Strateji mi?

Yayınlandı: 10 Mart 2026Güncellendi: 10 Mart 2026
PAYLAŞ:

Bu makale Le Devoir gazetesinde yayımlanan orijinal Fransızca metinden Türkçeye çevrilmiştir.

Orta Doğu, jeopolitik laboratuvar deneylerine nadiren kontrol edilebilir biçimde yanıt verir.

İran’ı yalnızca hava gücüyle yenmekte zorlanan Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in bugün eski bir emperyal yöntemi yeniden gündeme getirdiği görülüyor. Ancak bu kez bu yönteme daha çağdaş bir biçim veriliyor: Kürt güçlerini kullanarak ülke içinde iç karışıklıklar yaratmak ve İran’ı Suriye benzeri bir parçalanma sürecine sürüklemek.

İran etrafındaki savaşın yeni ve çok daha tehlikeli bir aşamaya girdiği görülüyor. ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği ilk hava saldırıları dalgasının ardından Washington’un artık daha tanıdık bir jeopolitik araca yöneldiği anlaşılıyor: sahada yerel güçleri devreye sokmak. Bu senaryoda Kürtler, yeni vekil aktörler hâline gelebilir.

Donald Trump açısından bakıldığında hesap oldukça basit görünüyor. İran’a karşı yalnızca hava gücüne dayanan hızlı bir askeri zafer pek olası görünmüyor. İran’ın askeri altyapısı son derece dağınık bir yapıya sahip ve Tahran’daki siyasi sistem geçmişte dış baskılara karşı dayanıklılığını kanıtladı. Bu nedenle İran’ın “balkanlaştırılması” ihtimali giderek daha fazla dile getirilmeye başlandı.

Bu model aslında yeni değil. Suriye’de yaşanan süreci hatırlatıyor. CIA tarafından yerel grupların desteklenmesi ve silahlandırılması, iç karışıklıkların uzun ve yıkıcı bir iç savaşa dönüşmesinde önemli rol oynamıştı.

Bu tür bir yaklaşım İran açısından da tamamen yeni sayılmaz. Yakın geçmişte İran ile Pakistan sınırındaki Belucistan bölgesinde faaliyet gösteren bazı Beluç militan gruplarının dış destek aldığı iddia edilmişti. Bu desteklerin CIA ile ilişkilendirildiği yönünde değerlendirmeler yapılmıştı.

Bu bölgede yaşanan istikrarsızlık ve Pakistan Belucistanı’ndaki Çin’in Kuşak ve Yol girişimi kapsamında yürütülen altyapı projelerine yönelik saldırılar da çoğu zaman daha geniş bir jeopolitik rekabet bağlamında yorumlandı. Bu rekabet, Çin’in Avrasya’daki artan etkisine karşı yürütülen stratejik mücadeleyle ilişkilendirildi.

Bu çerçevede dikkatler şimdi İran Kürdistanı’na çevrilmiş görünüyor. İran’daki diğer etnik azınlıklar gibi Kürt nüfus da büyük ölçüde ülkenin merkezden uzak bölgelerinde yoğunlaşmış durumda. Bu bölgelerde merkezi otorite ile yaşanan gerilimler tarih boyunca zaman zaman yeniden ortaya çıktı. Bazı Kürt milis grupları geçmişte özerklik ya da bağımsızlık taleplerini dile getirmişti.

İran’ın toprak bütünlüğü içinde baskı noktaları arayan stratejistler için bu hareketler potansiyel bir kaldıraç olarak görülebilir.

Ancak böyle bir stratejinin sonuçları son derece ciddi olabilir. İran yalnızca Perslerden oluşan bir ülke değildir. Nüfusu doksan milyonu aşan ülkede Azeriler, Kürtler, Araplar, Beluçlar ve daha birçok etnik topluluk yaşamaktadır. Bu toplulukların önemli bir bölümü zaten sosyoekonomik açıdan marjinalleşmiş sınır bölgelerinde bulunmaktadır.

Dışarıdan teşvik edilecek ayrılıkçı dinamikler, yerel gerilimleri çok daha büyük bir çatışmaya dönüştürebilir.

Son gelişmeler Washington’da bu seçeneğin en azından tartışıldığını düşündürüyor. Axios’un aktardığına göre Donald Trump, Epic Fury operasyonunun başlamasından yalnızca bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi’nin etkili liderlerinden Mesud Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani ile telefon görüşmeleri yaptı.

Bu görüşmelerin Benjamin Netanyahu tarafından kolaylaştırıldığı belirtiliyor. Bu durum, Kürt faktörünün artık Washington ve Tel Aviv arasında aktif biçimde ele alınan bir stratejik başlık hâline geldiğini gösteriyor.

Kürt Koridoru

Bu stratejik dinamiğin coğrafi merkezi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil olarak görülüyor. Erbil Uluslararası Havalimanı’nda önemli bir Amerikan askeri üssü bulunuyor ve bu üs giderek bölgesel gerilimlerin odak noktalarından biri hâline geliyor.

Çatışmaların başlamasından kısa süre sonra üs üzerinde birkaç drone saldırısı engellendi. Bu saldırılar İran’a yakınlığıyla bilinen Irak’taki İslami Direniş grubu tarafından üstlenildi.

Bu gelişmeler, Irak Kürdistanı’nın İran’a karşı operasyonlar için bir lojistik platforma dönüştürülmesi ihtimalinin ne kadar kırılgan bir stratejik zemine dayandığını gösteriyor.

Irak açısından bu durum ciddi bir siyasi ikilem yaratıyor. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, savaş ve barış kararlarının yalnızca Irak devleti tarafından alınabileceğini vurgulayarak ülkenin daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesi riskine dikkat çekti.

Ancak sahadaki gerçeklik çok daha karmaşık. Irak toprakları olmadan İran’a yönelik bir Kürt operasyonunun lojistik olarak yürütülmesi oldukça zor. Bu nedenle Irak fiilen kontrol etmediği bir savaşın arka cephesi hâline gelebilir.

Bölgesel Domino Etkisi

Kürt meselesi yalnızca Irak’la sınırlı değil. Tüm bölgeyi etkileyebilecek bir mesele.

Batıda Suriye’deki kırılgan siyasi denge hızla bozulabilir. 2026 yılının başlarında Ahmed el-Şara liderliğindeki geçici Suriye hükümeti ile Kürtlerin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri arasında bir entegrasyon anlaşması yapılmıştı.

Bu anlaşma, yıllarca süren savaşın ardından kuzeydoğu Suriye’de sınırlı da olsa bir istikrar ihtimali yaratmıştı.

Ancak ABD bu güçleri İran’a karşı daha geniş bir askeri stratejinin parçası hâline getirmeye karar verirse Şam yönetimi bu anlaşmadan geri çekilebilir ve Suriye’de yeni bir cephe açılabilir.

Bir diğer kritik değişken ise Türkiye. Ankara onlarca yıldır PKK’ya karşı mücadele yürütüyor ve bu örgütü terörist bir yapı olarak görüyor.

Batılı ülkelerin bölgede Kürt silahlı grupları güçlendirmeye yönelik girişimleri Türkiye’de zaten kırılgan olan barış sürecini ciddi biçimde sarsabilir.

PKK lideri Abdullah Öcalan bile yakın zamanda diyalog ve uzlaşı sürecinin yeniden başlatılması çağrısı yapmıştı. Ancak Kürt güçlerinin ABD stratejisinin bir parçası olarak militarize edilmesi bu süreci tamamen çökertebilir.

Stratejik Perspektif mi, Jeopolitik Tuzak mı?

Washington geçmişte de benzer bir yolu izlemişti. Kürt güçleri 2003 Irak işgalinde ABD’nin önemli müttefiklerinden biri olmuştu. Aynı şekilde Suriye’de Beşar Esad rejimine karşı yürütülen mücadelede de önemli bir rol oynadılar.

Ancak bu ittifakların çoğu geçici oldu. Yerel ortaklar çoğu zaman yalnızca Amerikan stratejik çıkarlarına hizmet ettikleri sürece desteklendi ve ardından terk edildi.

Bazı Kürt liderlerin bu tarihsel örüntünün farkında olduğu görülüyor. İranlı Kürt muhalefetinin bazı temsilcileri Washington ve Tel Aviv’in yürüttüğü bir savaşın aracı hâline gelme konusunda temkinli davranıyor.

İran Kürdistanı Özgürlük Partisi sözcüsü Halil Nadiri, Kürt grupların yabancı güçlerin talebi üzerine Tahran’a karşı savaşmayı planlamadıklarını açıkça ifade etti.

Bu tutum daha geniş bir gerçeğe işaret ediyor: Kürt meselesi aynı anda İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin ve Türkiye’nin iç dengelerini etkileyen çok katmanlı bir sorun.

Bu sorunun dış güçler tarafından araçsallaştırılması, tüm bölgede zincirleme bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir.

İsrail açısından bakıldığında hesap farklı olabilir. İsrail stratejistleri hava üstünlüğünün İran içindeki parçalanma süreçleriyle birleşmesi durumunda Tahran’ın uzun vadede zayıflayacağını düşünebilir.

Ancak tarih çoğu zaman farklı sonuçlar üretmiştir. Dış askeri baskı çoğu zaman hedef alınan ülkelerde milliyetçi mobilizasyonu güçlendirmiştir.

Bu nedenle mevcut stratejinin paradoksu dikkat çekicidir. İran’ı zayıflatmayı amaçlayan bir kampanya, tam tersine ülke içinde daha güçlü bir birlik duygusu yaratabilir, komşu ülkeleri istikrarsızlaştırabilir ve bölgesel çatışma döngülerini derinleştirebilir.

Orta Doğu, jeopolitik deneylerin kontrollü sonuçlar verdiği bir coğrafya değildir.

Çoğu zaman “hesaplı baskı” olarak başlayan süreçler beklenmedik sonuçların zincirleme etkisine dönüşür.

Bu nedenle bugün oynanan Kürt kartı, onu oynayanların düşündüğünden çok daha patlayıcı sonuçlar doğurabilir.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!

YORUM YAZ

Yorumunuz moderasyon onayından sonra yayınlanacaktır.

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Güncel haberleri kaçırmamak için sosyal medya hesaplarımızı takip edin ve topluluğumuzun bir parçası olun.