
Feminist akademisyen Prof. Dr. Shahrzad Mojab, İran’da rejim değişikliğinin dış müdahale, bombardıman ya da lider suikastlarıyla değil, halkın laik, demokratik ve cumhuriyetçi talepleriyle mümkün olabileceğini söyledi. Mojab, “Jin, Jiyan, Azadî” hareketinin emperyalizm ile fundamentalizm arasına sıkışmayan üçüncü demokratik yolu temsil ettiğini vurguladı.
Prof. Dr. Shahrzad Mojab: İran’da Rejim Değişikliği Dış Müdahaleyle Gerçekleşmez
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sürerken, feminist akademisyen Prof. Dr. Shahrzad Mojab bölgedeki savaşın, toplumsal muhalefetin ve özellikle kadınların durumuna ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Mojab, İran halkının yalnızca ülke içindeki teokratik rejimin baskısıyla değil, aynı zamanda küresel güç mücadelelerinin yarattığı yıkımla da karşı karşıya olduğunu söyledi.
İran’daki tablonun yalnızca siyasal bir krizle sınırlı olmadığını belirten Mojab, ülkede toplumsal, kültürel ve ekonomik boyutları olan çok yönlü bir çöküş yaşandığını ifade etti. Buna şimdi ağır ve yıkıcı bir savaşın eklendiğini vurgulayan Mojab, İran’da katliamların yaşandığını, Gazze’de soykırımın sürdüğünü, Kürt halkının ise zorla yerinden edilme ve sürgün tehdidi altında bulunduğunu dile getirdi.
Mojab’a göre İran halkı, bir yandan teokratik rejimin otoriter baskısı altında yaşarken, diğer yandan ABD, İsrail, Rusya ve Çin ekseninde şekillenen küresel hegemonya mücadelesinin kurbanı haline getiriliyor. Bu nedenle İran’daki durum yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte değerlendirilmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Dış müdahalenin İran rejiminin baskı politikalarını daha da meşrulaştırdığını belirten Mojab, dış saldırı tehdidinin ortaya çıktığı her anda otoriter rejimlerin kendilerini “ulusu savunan güç” gibi sunduğunu söyledi. Bu durumun milliyetçiliği güçlendirdiğini ve halkın üzerindeki baskıyı daha da artırdığını belirten Mojab, insanların bugün savaş karşıtı protestolara dahi korkuyla yaklaştığını ifade etti. Hükümetin baskıyı derinleştirdiğini, savaşın ekonomik yıkımı büyüttüğünü ve halkın hem iç baskı hem de dış saldırılar nedeniyle adeta kan kaybettiğini dile getirdi.
İran’da örgütlenme, protesto ve kamusal toplanma imkanlarının da savaş koşulları nedeniyle ciddi biçimde zayıfladığını belirten Mojab, muhalif güçlerin parçalı yapısının da ortak bir mücadele zemininin oluşmasını zorlaştırdığını söyledi. Üniversitelerin, okulların ve birçok işyerinin kapalı olduğunu hatırlatan Mojab, aşağıdan örgütlenmenin korku ve baskı ortamında çok daha güç hale geldiğini ifade etti.
Bununla birlikte bazı Kürt siyasi partilerinin Kürt bölgelerinde mahalle örgütlenmeleri kurma çağrısı yaptığını belirten Mojab, bu çağrıların daha çok savaşın yarattığı acil insani ihtiyaçlara yanıt üretmeye dönük geçici çözümler olduğunu söyledi. Esas demokratik dönüşümün ise halkın öz örgütlenmesiyle ve uzun soluklu siyasal mücadeleyle mümkün olacağını vurguladı.
Prof. Dr. Shahrzad Mojab, İran’da rejim değişikliğinin dış müdahaleyle gerçekleşmeyeceğini açık biçimde ifade etti. Bombalamaların, yaptırımların ya da yönetici kadroların değişmesinin halkın istediği gerçek dönüşümü yaratmayacağını söyleyen Mojab, İran halkının teokratik devletten uzaklaşmak istediğini ve laik, demokratik, cumhuriyetçi bir yönetim talep ettiğini belirtti. Ona göre dış müdahale yalnızca devlet biçiminde yüzeysel değişiklikler yaratabilir; ancak demokratik dönüşümü hızlandırmak yerine daha da geciktirir.
Saldırıların ve yaptırımların en ağır sonuçlarını ise kadınlar ve çocuklar yaşıyor. Mojab, özellikle ABD yaptırımlarının topluma maksimum ekonomik acı yaşatacak şekilde tasarlandığını, ancak bunun rejimi zayıflatmak yerine bazı ekonomik mekanizmalarını güçlendirdiğini söyledi. Bedeli ise doğrudan halkın ödediğini vurguladı.
Kadınların savaş koşullarında çok daha ağır yükler üstlendiğini belirten Mojab, militarizasyonun otoriter rejimleri güçlendirdiğini, baskı araçlarını artırdığını ve toplumu yeniden geleneksel yapılara ittiğini söyledi. Kadınların geniş aile yapıları içinde güvenlik sağlamaya zorlandığını, yaralıların bakımını üstlendiğini, duygusal yükü taşıdığını ve aynı anda patriyarkal ilişkilerin daha da kuvvetlendiğini ifade etti. Yoksulluk, korku ve travmanın derinleştiği savaş ortamında kadınların çok daha yıkıcı sonuçlarla karşılaştığını vurguladı.
Mojab, savaş dönemlerinde patriyarkal ilişkilerin güçlenmesinin direniş örgütlemeyi de zorlaştırdığını söyledi. İran’da Ocak 2026’da milyonlarca insanın rejime karşı sokaklarda olduğunu hatırlatan Mojab, savaş başladıktan sonra halkın geri çekildiğini belirtti. Şimdi ise insanların rejime karşı değil, savaşa karşı ses çıkarmaya çalıştığını; ancak bombardıman altındaki bir ülkede “ulusu savunma” refleksinin devreye girdiğini ve bunun da milliyetçiliği güçlendirdiğini ifade etti.
İran’daki siyasal alanda “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının artık yalnızca bir slogan değil, bir harekete dönüştüğünü söyleyen Mojab, bu çizginin laik, demokratik ve cumhuriyetçi bir devlet talebini temsil ettiğini vurguladı. Aynı zamanda bu hattın, monarşinin geri dönüşünü savunan çevrelerin “yaşasın kral” sloganına karşı da net bir politik pozisyon ifade ettiğini belirtti.
İran’daki politik alanın oldukça dinamik olduğunu söyleyen Mojab, ortada tek bir “üçüncü yol” değil, birçok farklı yol bulunduğunu ifade etti. Ancak bunlar arasında en dikkat çekici olanın “Jin, Jiyan, Azadî” hareketinin temsil ettiği laiklik, demokrasi ve özgürlük çizgisi olduğunu söyledi. Buna karşılık ABD ve İsrail bağlantılı monarşist hattın da ciddi ve tehlikeli bir siyasal güç olarak öne çıktığını kaydetti.
Mojab’a göre bugün karşı karşıya olan iki büyük güç, bir yanda emperyalist blok ve onun askeri uzantısı olarak İsrail, diğer yanda ise dini fundamentalist güçlerdir. Bunun yalnızca İslami fundamentalizmle sınırlı olmadığını söyleyen Mojab, ABD’de yükselen Hristiyan fundamentalizminin de bu tablonun bir parçası olduğunu ifade etti. Bu iki gücün, dünya halklarının eşitlik, demokrasi ve özgürlük taleplerine karşı konumlandığını belirtti.
Kadınların bu iki güç arasında tercih yapmak zorunda olmadığını söyleyen Mojab, “Bu bizim savaşımız değil” diyerek asıl seçimin özgürlük, demokrasi, ekoloji, katılımcı toplum ve eşitlikten yana yapılması gerektiğini vurguladı. Küresel kadın dayanışmasının bu nedenle çok önemli olduğunu ifade eden Mojab, Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Türkiye’ye ve Kürt kadın hareketine kadar pek çok yerde kadın direnişlerinin umut verici bir güç oluşturduğunu söyledi.
Prof. Dr. Shahrzad Mojab’ın değerlendirmesi, İran’da gerçek değişimin dış müdahaleyle değil, halkların ve özellikle kadınların öncülüğünde gelişecek demokratik, özgürlükçü ve laik bir toplumsal mücadeleyle mümkün olacağını bir kez daha ortaya koyuyor.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
İlgili Yazılar

Amerika, İsrail ve İran Arasındaki 2 Haftalık Ateşkes: Küresel Sermayenin Molası, Halkların Gerçek Barış Arayışı

Kontrollü Savaştan Küresel Krize

Afrin’de Yıllar Sonra Newroz: Sürgünden Dönen Kürtler İlk Kez Kutladı

İsrail–İran Gerilimi Kontrolden Çıkıyor: Bölgesel Savaş Kapıda
İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler
Ortadoğu kategorisinden daha fazla haber

Amerika, İsrail ve İran Arasındaki 2 Haftalık Ateşkes: Küresel Sermayenin Molası, Halkların Gerçek Barış Arayışı
7 Nisan 2026’da ABD, İsrail ve İran arasında ilan edilen 2 haftalık ateşkes, Ortadoğu halklarına kalıcı bir barış sunmaktan ziyade, küresel sermayenin ve enerji tekellerinin krizini hafifletmeyi amaçlayan taktiksel bir "nefes alma" arasıdır. Merkezine Hürmüz Boğazı’nın ve dolayısıyla petrol sevkiyatının güvenliğini alan bu mutabakat, savaşın faturasını kanıyla ve emeğiyle ödeyen işçi sınıfı için değil, kapitalist piyasaların selameti için kurgulanmıştır. Sahadaki saldırıların tamamen durmaması ve nükleer tehdidin sürmesi, emperyalist odakların ve bölgedeki gerici rejimlerin kendi krizlerini emekçilerin sırtına yüklemeye devam edeceğini gösteriyor. Gerçek ve kalıcı barış ise ancak ezilen halkların ortak devrimci mücadelesiyle mümkündür.

Kontrollü Savaştan Küresel Krize
Orta Doğu'da savaş çıkacak mı diye beklemeyin; savaş çoktan başladı, sadece şu an pamuk ipliğine bağlı tehlikeli bir 'denge oyunu' izliyoruz. Asıl kabus, tek bir küçük hatayla (yanlış bir füze veya suikast) bu dengenin bozulup olayların tüm dünyayı içine çekecek durdurulamaz bir yangına dönüşmesidir. Mesele savaşın çıkması değil, pimi çekilmiş bu bombanın ne zaman patlayacağıdır.

Afrin’de Yıllar Sonra Newroz: Sürgünden Dönen Kürtler İlk Kez Kutladı
Afrin’de yıllar süren çatışmalar ve demografik değişim sonrası, sürgün edilen Kürtlerin bir kısmı geri dönmeye başladı. Bu dönüşle birlikte ilk kez geniş katılımlı Newroz kutlamaları yapıldı. Bu sadece bir bayram değil; kimliğin, hafızanın ve varoluşun yeniden görünür olması anlamına geliyor. Ancak bölgedeki siyasi ve güvenlik dengeleri nedeniyle bu geri dönüşün kalıcı olup olmayacağı hâlâ belirsiz.