
16 Mart 1988... Baharın müjdecisi olması gereken o gün, Halepçe sokaklarına elma kokusuyla ölüm yağdı. Saddam Hüseyin rejiminin gerçekleştirdiği bu kimyasal katliam, sadece modern Ortadoğu tarihinin en karanlık cinayeti değil; aynı zamanda coğrafyamızda "devlet" ile "halk" arasındaki bağın geri dönülmez biçimde koptuğu, sistemin iflasını ilan ettiği tarihsel bir fay kırığıdır.
Kendi Halkını Boğan Devletlerin Kaçınılmaz Çöküşü: Halepçe’den Şam’a, Tahran’dan Ankara’ya Tarihsel Bir Uyarı
16 Mart 1988... Baharın müjdecisi olması gereken o gün, Halepçe sokaklarına elma kokusuyla ölüm yağdı. Saddam Hüseyin rejiminin Kürtlere yönelik gerçekleştirdiği bu kimyasal katliam, sadece Ortadoğu tarihinin en karanlık cinayeti değil; aynı zamanda coğrafyamızda "devlet" ile "halk" arasındaki bağın geri dönülmez biçimde koptuğu, baskıcı sistemlerin iflasını ilan ettiği büyük bir tarihsel fay kırığıdır.
Çocukların "Anne, elma kokuyor" diyerek sokaklara koştuğu, ardından ciğerlerinin parçalanarak yere yığıldığı o gün, aslında sadece Kürtler ölmedi; Irak devletinin meşruiyeti ve geleceği de o kimyasal bulutların içinde can verdi.
Toplumsal Sözleşmenin Yırtıldığı Yer: Irak
Halepçe, bir anlık öfke patlaması değil, "Enfal" adı verilen sistematik bir etnik temizliğin ve asimilasyon politikasının zirvesiydi. Saddam rejimi, farklılıkları bir zenginlik değil, yok edilmesi gereken bir "güvenlik tehdidi" olarak gördü. Ancak bu vahşet, diktatörün sonunu hazırlayan en büyük hata oldu. Kürtler ve Irak devleti arasındaki siyasi, vicdani ve psikolojik sözleşme o gün yırtılıp atıldı.
Eğer Saddam Hüseyin Kürtlere bu zulmü yapmasaydı, onları eşit yurttaşlar olarak tanıyıp demokratik bir cumhuriyet inşa etseydi, 2003'te Amerikan işgali başladığında arkasında duracak, ülkesini savunacak bir halk bulabilirdi. Ancak kendi halkına zulmeden bir rejim, dış müdahale geldiğinde yanında kimseyi bulamaz. Irak devletinin bir kartondan kule gibi yıkılmasının asıl sebebi emperyalistlerin gücü değil, devletin kendi toplumuyla bağını kanla koparmış olmasıydı.
Baas Zihniyetinin Suriye’deki Enkazı
Bugün Suriye'nin içinde bulunduğu harabeye bakıp aynı dersi çıkarmamak imkansızdır. Suriye Baas rejimi de yıllarca Irak'taki ikiz kardeşi gibi davrandı; Kürtleri kimliksiz bıraktı, muhalifleri zindanlarda çürüttü, toplumu demir yumrukla yönetti. Devletin kalıcılığını (bekasını) özgürlüklerde değil, istihbarat binalarının soğuk duvarlarında aradı. Sonuç ne oldu? Kriz patlak verdiğinde, dış müdahaleler başladığında Suriye devleti birleşmiş bir toplum yaratamadığı için paramparça oldu. Eğer Şam yönetimi kendi halklarına demokratik bir zemin sunabilseydi, bugün Suriye küresel güçlerin satranç tahtasına dönüşmeyecekti.
Tahran’ın Yalnızlığı ve Çıkarılması Gereken Dersler
Bugün İran’ın dışarıdan gelen saldırılar ve tehditler karşısında içine düştüğü kırılganlık da tam olarak aynı hastalıktan besleniyor. Rejim dışarıda bir savaş verirken, içeride kendi kadınlarıyla, gençleriyle, farklı etnik ve inanç gruplarıyla savaşıyor. Mahsa Amini'nin katledilmesinden bu yana sokaklarda yankılanan özgürlük çığlıklarını darağaçlarıyla bastırmaya çalışan bir devletin, dışarıdan bir füze geldiğinde halkını arkasında kenetlemesi mümkün müdür? Kendi vatandaşına nefes aldırmayan bir rejim, kriz anında kitleleri nasıl mobilize edebilir? İran’ı bekleyen son da, eğer bu baskıcı zihniyetten vazgeçilmezse, Irak ve Suriye’nin acı tecrübelerinden farklı olmayacaktır.
Türkiye ve Bölge İçin Tek Gerçek "Beka" Reçetesi
Bütün bu tarihsel yıkımlar, Türkiye dahil bölgedeki tüm devletler için hayati bir ders barındırıyor. Ortadoğu'da devletler kendi bekalarını korumak istiyorlarsa, bunun yolu yeni güvenlikçi politikalar, sınır ötesi operasyonlar veya kimlikleri baskılamak değildir. Bir devletin en büyük ve tek gerçek beka kalkanı, kendi sınırları içindeki tüm halklara sunduğu kayıtsız şartsız demokrasi, eşit vatandaşlık ve özgürlüktür. Toplumunu kucaklamayan, farklılıkları haklarıyla tanımayan her devlet, eninde sonunda küresel sarsıntıların kurbanı olmaya mahkumdur.
Emperyalizmin Alternatifi Faşizm Değildir
Evet, emperyalizmin Ortadoğu’daki kanlı müdahalelerini, coğrafyamızı nasıl dizayn etmeye çalıştığını sonuna kadar eleştiriyoruz. Ancak burada düşmememiz gereken çok büyük bir tuzak var: Emperyalist müdahaleciliğin karşısına dikilecek olan alternatif, yerli diktatörlükler, Baasçı rejimler, faşizm veya halkını ezen zorba devlet aklı değildir. Emperyalizmin yegane panzehiri; radikal bir demokrasi, halkların kardeşliği ve özgürlüktür.
Halepçe bugün sadece yas tutulacak bir yer değil; baskı ve zorbalıkla ayakta kalacağını sanan tüm rejimler için tarihsel bir ihtarnamedir. O gün sokaklara sinen elma kokusu bize her defasında şunu hatırlatır: Kalıcı güç tank namlularından değil, halkın rızasından, adil ve özgür bir toplumsal sözleşmeden doğar.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
İlgili Yazılar

İran’da Güç Dengesi: Saldırılar Sonrası Ayakta Kalan İsimler ve Rejimin Geleceği

İran İçin “Federal Model” Tartışması: Kürtler Yeni Dönemin Anahtarı mı?

İranlı Sünni Liderden Kürtlere Mesaj: “ABD’nin Senaryolarına Kanmayacağız”

İranlı Kürt Liderden Kritik Mesaj: “İran’da Kırılma Yaratacak Güç Kürtlerde Var”
İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler
Ortadoğu kategorisinden daha fazla haber

İran’da Güç Dengesi: Saldırılar Sonrası Ayakta Kalan İsimler ve Rejimin Geleceği
Haber/Analiz: ABD ve İsrail saldırıları İran’daki üst düzey kadroları ciddi biçimde zayıflattı. Ancak ortaya çıkan tablo bir çöküşten çok, daha dar ve daha sert bir iktidar çekirdeğinin konsolidasyonudur. Hayatta kalan isimler, yalnızca bireysel aktörler değil; devletle iç içe geçmiş milli ticaret burjuvazisi, dini otorite ve güvenlik aygıtından oluşan bir egemen blokun temsilcileridir. Bu blokun ekonomik temeli petrol ve doğal gaz gelirleri ile yarı-devlet ağlarına dayanır. Tam da bu nedenle İran’daki egemen sınıfı “anti-emperyalist” diye romantize etmek de, “tamamen bağımsız” diye tanımlamak da yetersiz kalır. Daha doğru olan, yaptırımlar ve savaş koşullarında şekillenmiş, dış baskıyı iç konsolidasyon için kullanan ama enerji gelirleri ve ticaret ağları üzerinden küresel kapitalizmle bağını koruyan çelişkili bir milli-güvenlikçi burjuva yapıdan söz etmektir.

İran İçin “Federal Model” Tartışması: Kürtler Yeni Dönemin Anahtarı mı?
Uluslararası basında yayımlanan bir görüş yazısında, İran’da olası bir rejim sonrası süreçte Kürtlerin belirleyici rol oynayabileceği ve federal bir yapının en sürdürülebilir çözüm olabileceği savunuldu. Ancak bu değerlendirmeler analiz ve yorum niteliği taşıyor.

İranlı Sünni Liderden Kürtlere Mesaj: “ABD’nin Senaryolarına Kanmayacağız”
İranlı Sünni din adamı Mamotsa İkbal Bahmani, Kürtlerin ABD’nin “bölücü politikalarına” karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi. Bahmani, Suriye ve Irak’taki Kürtlerin ABD tarafından “kullanılıp terk edildiğini” savunarak İran’daki Kürtlerin aynı hatayı yapmayacağını ifade etti.