Kendi Halkını Boğan Devletlerin Kaçınılmaz Çöküşü: Halepçe’den Şam’a, Tahran’dan Ankara’ya Tarihsel Bir Uyarı

16 Mart 1988... Baharın müjdecisi olması gereken o gün, Halepçe sokaklarına elma kokusuyla ölüm yağdı. Saddam Hüseyin rejiminin gerçekleştirdiği bu kimyasal katliam, sadece modern Ortadoğu tarihinin en karanlık cinayeti değil; aynı zamanda coğrafyamızda "devlet" ile "halk" arasındaki bağın geri dönülmez biçimde koptuğu, sistemin iflasını ilan ettiği tarihsel bir fay kırığıdır.

MAKALEOrtadoğu
#Halepçe #HalepçeKatliamı #KürtTarihi #OrtadoğuTarihi #İnsanHakları #Demokrasi #Özgürlük

Kendi Halkını Boğan Devletlerin Kaçınılmaz Çöküşü: Halepçe’den Şam’a, Tahran’dan Ankara’ya Tarihsel Bir Uyarı

Yayınlandı: 16 Mart 2026Güncellendi: 3 Mayıs 2026
PAYLAŞ:

16 Mart 1988... Baharın müjdecisi olması gereken o gün, Halepçe sokaklarına elma kokusuyla ölüm yağdı. Saddam Hüseyin rejiminin Kürtlere yönelik gerçekleştirdiği bu kimyasal katliam, sadece Ortadoğu tarihinin en karanlık cinayeti değil; aynı zamanda coğrafyamızda "devlet" ile "halk" arasındaki bağın geri dönülmez biçimde koptuğu, baskıcı sistemlerin iflasını ilan ettiği büyük bir tarihsel fay kırığıdır.

Çocukların "Anne, elma kokuyor" diyerek sokaklara koştuğu, ardından ciğerlerinin parçalanarak yere yığıldığı o gün, aslında sadece Kürtler ölmedi; Irak devletinin meşruiyeti ve geleceği de o kimyasal bulutların içinde can verdi.

Toplumsal Sözleşmenin Yırtıldığı Yer: Irak

Halepçe, bir anlık öfke patlaması değil, "Enfal" adı verilen sistematik bir etnik temizliğin ve asimilasyon politikasının zirvesiydi. Saddam rejimi, farklılıkları bir zenginlik değil, yok edilmesi gereken bir "güvenlik tehdidi" olarak gördü. Ancak bu vahşet, diktatörün sonunu hazırlayan en büyük hata oldu. Kürtler ve Irak devleti arasındaki siyasi, vicdani ve psikolojik sözleşme o gün yırtılıp atıldı.

Eğer Saddam Hüseyin Kürtlere bu zulmü yapmasaydı, onları eşit yurttaşlar olarak tanıyıp demokratik bir cumhuriyet inşa etseydi, 2003'te Amerikan işgali başladığında arkasında duracak, ülkesini savunacak bir halk bulabilirdi. Ancak kendi halkına zulmeden bir rejim, dış müdahale geldiğinde yanında kimseyi bulamaz. Irak devletinin bir kartondan kule gibi yıkılmasının asıl sebebi emperyalistlerin gücü değil, devletin kendi toplumuyla bağını kanla koparmış olmasıydı.

Baas Zihniyetinin Suriye’deki Enkazı

Bugün Suriye'nin içinde bulunduğu harabeye bakıp aynı dersi çıkarmamak imkansızdır. Suriye Baas rejimi de yıllarca Irak'taki ikiz kardeşi gibi davrandı; Kürtleri kimliksiz bıraktı, muhalifleri zindanlarda çürüttü, toplumu demir yumrukla yönetti. Devletin kalıcılığını (bekasını) özgürlüklerde değil, istihbarat binalarının soğuk duvarlarında aradı. Sonuç ne oldu? Kriz patlak verdiğinde, dış müdahaleler başladığında Suriye devleti birleşmiş bir toplum yaratamadığı için paramparça oldu. Eğer Şam yönetimi kendi halklarına demokratik bir zemin sunabilseydi, bugün Suriye küresel güçlerin satranç tahtasına dönüşmeyecekti.

Tahran’ın Yalnızlığı ve Çıkarılması Gereken Dersler

Bugün İran’ın dışarıdan gelen saldırılar ve tehditler karşısında içine düştüğü kırılganlık da tam olarak aynı hastalıktan besleniyor. Rejim dışarıda bir savaş verirken, içeride kendi kadınlarıyla, gençleriyle, farklı etnik ve inanç gruplarıyla savaşıyor. Mahsa Amini'nin katledilmesinden bu yana sokaklarda yankılanan özgürlük çığlıklarını darağaçlarıyla bastırmaya çalışan bir devletin, dışarıdan bir füze geldiğinde halkını arkasında kenetlemesi mümkün müdür? Kendi vatandaşına nefes aldırmayan bir rejim, kriz anında kitleleri nasıl mobilize edebilir? İran’ı bekleyen son da, eğer bu baskıcı zihniyetten vazgeçilmezse, Irak ve Suriye’nin acı tecrübelerinden farklı olmayacaktır.

Türkiye ve Bölge İçin Tek Gerçek "Beka" Reçetesi

Bütün bu tarihsel yıkımlar, Türkiye dahil bölgedeki tüm devletler için hayati bir ders barındırıyor. Ortadoğu'da devletler kendi bekalarını korumak istiyorlarsa, bunun yolu yeni güvenlikçi politikalar, sınır ötesi operasyonlar veya kimlikleri baskılamak değildir. Bir devletin en büyük ve tek gerçek beka kalkanı, kendi sınırları içindeki tüm halklara sunduğu kayıtsız şartsız demokrasi, eşit vatandaşlık ve özgürlüktür. Toplumunu kucaklamayan, farklılıkları haklarıyla tanımayan her devlet, eninde sonunda küresel sarsıntıların kurbanı olmaya mahkumdur.

Emperyalizmin Alternatifi Faşizm Değildir

Evet, emperyalizmin Ortadoğu’daki kanlı müdahalelerini, coğrafyamızı nasıl dizayn etmeye çalıştığını sonuna kadar eleştiriyoruz. Ancak burada düşmememiz gereken çok büyük bir tuzak var: Emperyalist müdahaleciliğin karşısına dikilecek olan alternatif, yerli diktatörlükler, Baasçı rejimler, faşizm veya halkını ezen zorba devlet aklı değildir. Emperyalizmin yegane panzehiri; radikal bir demokrasi, halkların kardeşliği ve özgürlüktür.

Halepçe bugün sadece yas tutulacak bir yer değil; baskı ve zorbalıkla ayakta kalacağını sanan tüm rejimler için tarihsel bir ihtarnamedir. O gün sokaklara sinen elma kokusu bize her defasında şunu hatırlatır: Kalıcı güç tank namlularından değil, halkın rızasından, adil ve özgür bir toplumsal sözleşmeden doğar.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!

YORUM YAZ

Yorumunuz moderasyon onayından sonra yayınlanacaktır.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Ortadoğu kategorisinden daha fazla haber

Amerika, İsrail ve İran Arasındaki 2 Haftalık Ateşkes: Küresel Sermayenin Molası, Halkların Gerçek Barış Arayışı
HABER

Amerika, İsrail ve İran Arasındaki 2 Haftalık Ateşkes: Küresel Sermayenin Molası, Halkların Gerçek Barış Arayışı

7 Nisan 2026’da ABD, İsrail ve İran arasında ilan edilen 2 haftalık ateşkes, Ortadoğu halklarına kalıcı bir barış sunmaktan ziyade, küresel sermayenin ve enerji tekellerinin krizini hafifletmeyi amaçlayan taktiksel bir "nefes alma" arasıdır. Merkezine Hürmüz Boğazı’nın ve dolayısıyla petrol sevkiyatının güvenliğini alan bu mutabakat, savaşın faturasını kanıyla ve emeğiyle ödeyen işçi sınıfı için değil, kapitalist piyasaların selameti için kurgulanmıştır. Sahadaki saldırıların tamamen durmaması ve nükleer tehdidin sürmesi, emperyalist odakların ve bölgedeki gerici rejimlerin kendi krizlerini emekçilerin sırtına yüklemeye devam edeceğini gösteriyor. Gerçek ve kalıcı barış ise ancak ezilen halkların ortak devrimci mücadelesiyle mümkündür.

26 gün önce
Devamını Oku
Kontrollü Savaştan Küresel Krize
HABER

Kontrollü Savaştan Küresel Krize

Orta Doğu'da savaş çıkacak mı diye beklemeyin; savaş çoktan başladı, sadece şu an pamuk ipliğine bağlı tehlikeli bir 'denge oyunu' izliyoruz. Asıl kabus, tek bir küçük hatayla (yanlış bir füze veya suikast) bu dengenin bozulup olayların tüm dünyayı içine çekecek durdurulamaz bir yangına dönüşmesidir. Mesele savaşın çıkması değil, pimi çekilmiş bu bombanın ne zaman patlayacağıdır.

yaklaşık 1 ay önce
Devamını Oku
Afrin’de Yıllar Sonra Newroz: Sürgünden Dönen Kürtler İlk Kez Kutladı
HABER

Afrin’de Yıllar Sonra Newroz: Sürgünden Dönen Kürtler İlk Kez Kutladı

Afrin’de yıllar süren çatışmalar ve demografik değişim sonrası, sürgün edilen Kürtlerin bir kısmı geri dönmeye başladı. Bu dönüşle birlikte ilk kez geniş katılımlı Newroz kutlamaları yapıldı. Bu sadece bir bayram değil; kimliğin, hafızanın ve varoluşun yeniden görünür olması anlamına geliyor. Ancak bölgedeki siyasi ve güvenlik dengeleri nedeniyle bu geri dönüşün kalıcı olup olmayacağı hâlâ belirsiz.

yaklaşık 1 ay önce
Devamını Oku

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Güncel haberleri kaçırmamak için sosyal medya hesaplarımızı takip edin ve topluluğumuzun bir parçası olun.