İran’da Güç Dengesi: Saldırılar Sonrası Ayakta Kalan İsimler ve Rejimin Geleceği

Haber/Analiz: ABD ve İsrail saldırıları İran’daki üst düzey kadroları ciddi biçimde zayıflattı. Ancak ortaya çıkan tablo bir çöküşten çok, daha dar ve daha sert bir iktidar çekirdeğinin konsolidasyonudur. Hayatta kalan isimler, yalnızca bireysel aktörler değil; devletle iç içe geçmiş milli ticaret burjuvazisi, dini otorite ve güvenlik aygıtından oluşan bir egemen blokun temsilcileridir. Bu blokun ekonomik temeli petrol ve doğal gaz gelirleri ile yarı-devlet ağlarına dayanır. Tam da bu nedenle İran’daki egemen sınıfı “anti-emperyalist” diye romantize etmek de, “tamamen bağımsız” diye tanımlamak da yetersiz kalır. Daha doğru olan, yaptırımlar ve savaş koşullarında şekillenmiş, dış baskıyı iç konsolidasyon için kullanan ama enerji gelirleri ve ticaret ağları üzerinden küresel kapitalizmle bağını koruyan çelişkili bir milli-güvenlikçi burjuva yapıdan söz etmektir.

MAKALEOrtadoğu
#İran #Ortadoğu #Jeopolitik #Gündemi #Molla #Analiz #emperyalizm

İran’da Güç Dengesi: Saldırılar Sonrası Ayakta Kalan İsimler ve Rejimin Geleceği

Yayınlandı: 19 Mart 2026Güncellendi: 19 Mart 2026
PAYLAŞ:

Son haftalardaki saldırılar üzerine birçok analiz, meseleyi yalnızca “kim öldü, kim kaldı?” düzeyinde ele alıyor. Oysa İran gibi devlet-toplum ilişkisinin uzun bir devrim, savaş, yaptırım ve güvenlik rejimi tarihinden geçtiği bir ülkede, lider kayıpları tek başına açıklayıcı değildir. Bugün asıl bakılması gereken şey, ayakta kalan siyasal figürlerin hangi sınıfsal ve kurumsal güce yaslandığıdır. Reuters ve AP çizgisindeki haberler de, üst düzey kayıplara rağmen sistemin dağılmadığını, özellikle Devrim Muhafızları’nın karar alma üzerindeki ağırlığının arttığını gösteriyor.

Hayatta Kalan Başlıca İsimler ve Neden Onlar Önemli

Mevcut tabloda en kritik isim, Ali Hamaney’in öldürülmesinden sonra yerine geçtiği bildirilen Mojtaba Hamaney’dir. Reuters ve AP’ye göre Mojtaba Hamaney yeni dini lider olarak öne çıktı; ancak yaralandığı, kamuoyu önüne çok sınırlı biçimde çıktığı ve karar alma kapasitesinin sağlık durumu nedeniyle tartışmalı olduğu da aktarılıyor. Bu, makamın sembolik ağırlığını koruduğu ama pratik karar mekanizmasının giderek daha kolektif ve daha güvenlik ağırlıklı hale geldiği anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da hayatta kalan en önemli siyasal aktörlerden biri. Ancak İran devlet geleneğinde cumhurbaşkanlığı, özellikle savaş ve rejim krizi anlarında, nihai güç merkezi değildir. Reuters’ın aktardığı geçici liderlik düzeninde Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Guardian Council üyesi Alireza Arafi ile birlikte ara dönemin yönetiminde yer aldı. Bu üçlü yapı kağıt üzerinde yürütme, yargı ve ruhani meşruiyet arasında bir denge gibi görünse de, gerçekte daha derindeki güvenlik ve ekonomi bloklarının siyasi vitrinidir.

Bugün ayrıca Meclis Başkanı Muhammed Bakıri Galibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ayakta kalan merkezi isimler arasında görülüyor. Reuters, Laricani’nin öldürülmesinden sonra Galibaf’ın daha da merkezi hale geldiğini; Arakçi’nin ise savaşın diplomatik yüzü olarak öne çıktığını yazıyor. Bu iki isim önemlidir, çünkü biri içeride rejim aygıtı ile güvenlik bürokrasisi arasındaki bağı güçlendirir, diğeri dışarıda İran’ın pazarlık kapasitesini taşır. Fakat ikisi de tek başına “asıl güç” değildir.

Asıl dikkat çekici olan, saldırılar ilerledikçe Devrim Muhafızları’nın kurumsal olarak daha fazla öne çıkmasıdır. Reuters, üst düzey komutan kayıplarına rağmen Muhafızların savaş dönemi karar alma süreçlerinde daha baskın hale geldiğini yazdı. Washington Post’un dayandığı ABD istihbarat değerlendirmeleri de benzer biçimde, rejimin yıkılmaktan çok daha sert ve daha muhafız-merkezli bir biçimde konsolide olduğunu aktarıyor. Yani bugün “kim kaldı?” sorusunun kısa cevabı şudur: hayatta kalan bireylerden çok, hayatta kalan kurumsal çekirdek belirleyicidir; o çekirdeğin adı da büyük ölçüde Devrim Muhafızları, ona eklemlenmiş yarı-devlet ekonomik ağlar ve onları meşrulaştıran ruhani-siyasal merkezdir.

“Molla” Denilen Kesim Gerçekte Neyi Temsil Ediyor?

Burada en sık yapılan hata, İran’daki “molla” kesimini sadece bir din adamları topluluğu gibi görmek. Oysa tarihsel olarak ulema ile bazar, yani şehirli tüccar ve ticaret çevreleri arasında güçlü bir ittifak vardı. Akademik çalışmalar bu “bazaar-clergy coalition”ın özellikle geç Pehlevi döneminde siyasal olarak belirginleştiğini ve 1979’a giden süreçte önemli bir toplumsal örgütlenme zemini oluşturduğunu gösteriyor. Bu yüzden İran’daki mollalar, yalnızca dini yorum üreten kişiler değil; tarihsel olarak ticaret, mülkiyet, ağ ilişkileri ve toplumsal meşruiyet arasında köprü kuran bir tabakanın ideolojik temsilcileri olarak da okunmalıdır.

Bu nedenle “molla rejimi” denince yalnızca sarıklı bir ruhban kastı anlamak yetersiz kalır. Daha doğru tarif, ulema ile milli ticaret burjuvazisinin iç içe geçtiği bir egemenlik bloğudur. 1979 sonrasında bu blok yalnızca korunmadı; devletin tam merkezine taşındı. Eski monarşik elitin ve Batı’ya daha açık sermaye çevrelerinin alanı daralırken, onların yerini devlet koruması altında büyüyen, yaptırımlarla birlikte daha kapalı hale gelen, iç pazar, ithalat kanalları, kamu sözleşmeleri ve dini-meşru vakıf ağları üzerinden serpilen yeni bir mülkiyet rejimi aldı. Bu yüzden bugün hayatta kalan ruhani ve siyasal figürler, sadece bir inanç düzeninin değil, belirli bir sermaye fraksiyonunun da temsilcileridir.

Bu Sınıf Gücünü Nereden Alıyor? Petrol, Gaz, Vakıflar ve Yarı-Devlet Sermayesi

İran devletinin sınıfsal karakteri, en berrak biçimde ekonomi politiğinde görülür. Dünya Bankası İran ekonomisinin son yıllarda yaptırımlara rağmen büyümesini özellikle petrol sektöründeki toparlanmayla ilişkilendiriyor. EIA verileri ise İran’ın dünya doğal gaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 16’sına sahip olduğunu ve enerji kaynakları bakımından küresel ölçekte olağanüstü bir ağırlığa sahip bulunduğunu gösteriyor. Reuters’a göre İran halen OPEC’in en büyük üreticilerinden biri ve petrol ihracatının çok büyük kısmını Hürmüz üzerinden yürütüyor. Kısacası devletin maddi omurgası hâlâ enerji rantıdır.

Fakat kritik nokta şu: bu rant serbest piyasa içinde dağılmıyor. Petrol ve gazdan gelen kaynaklar, devlet, yarı-devlet kurumları, dini vakıflar ve güvenlik bürokrasisi arasındaki düğümlenmiş ağlar üzerinden dağıtılıyor. İşte “molla” denilen siyasal-ideolojik tabaka tam burada önem kazanıyor; çünkü meşruiyet diliyle rant dağıtımının siyasal çerçevesini kuruyor. Yani hutbe ile ihale, dini otorite ile ekonomik tahsis, siyasal sadakat ile maddi ayrıcalık aynı yapının parçaları haline geliyor.

Bu sistemin iki temel ayağı öne çıkıyor. Birincisi bonyad denen vakıf-imparatorluklarıdır. Brookings ve diğer analizler, nükleer anlaşma sonrası açılan ekonomik alanların önemli bir kısmından Devrim Muhafızları, dini merkezler ve liderlik çevresindeki ekonomik imparatorlukların yararlandığını vurguluyor. İkincisi ise Devrim Muhafızları’nın doğrudan ekonomik bir aktör haline gelmesidir. Reuters, Muhafızlara bağlı bir şirketin telekom sektöründe yaklaşık 8 milyar dolarlık alım yaptığını; Muhafızların inşaat kolu Khatam al-Anbia’nın enerji dahil kritik sektörlerde büyük sözleşmeler kazandığını yazmıştı. Clingendael ise Khatam al-Anbia’nın 2017’ye kadar 2.500’den fazla proje tamamladığını, yaptırımların bu askeri-vakıf kompleksini daha da güçlendirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla İran’da “devletin gerçek sahibi kim?” sorusunun cevabı, ne yalnızca mollalardır ne de yalnızca askerler. Gerçek sahiplik, ruhani meşruiyet üreten kesimler, bazar kökenli veya ona eklemlenmiş milli ticaret burjuvazisi, bonyad ağları ve Devrim Muhafızları etrafında düğümlenen birleşik bir egemen bloktadır. Son saldırılardan sonra hayatta kalan isimlerin önem kazanmasının nedeni de budur: onlar sadece birey değil, bu blokun kalan siyasal yüzleridir.

Saldırılar Sonrası Neden Askeri-Klerikal Çekirdek Güçlendi?

Ali Laricani’nin öldürülmesi özellikle önemliydi; çünkü Reuters onu hem ruhani çevrelerle hem de güvenlik bürokrasisiyle bağ kurabilen nadir figürlerden biri olarak tanımladı. Onun kaybı, sistemi daha esnek hale getirmedi; tersine daha dar ve daha kaba bir güç bileşimine itti. Reuters’ın değerlendirmesine göre Galibaf gibi güvenlik kökenli siyasetçiler öne çıkarken, Devrim Muhafızları da karar alma üzerinde daha sıkı kontrol kuruyor. Yani saldırılar reformcu ya da sivil alan açmaktan çok, devlet içindeki daha sert çekirdeğin önünü açtı.

Bu noktada Mojtaba Hamaney’in varlığı da sınıfsal olarak anlam kazanıyor. O, yalnızca öldürülen liderin oğlu değildir; ruhani miras ile güvenlik devletinin yeni konsensüs noktasıdır. Yaralı ve kırılgan görünse bile, onun etrafında oluşan siyasi anlam şudur: iktidar bir aile mirası gibi görünse de gerçekte enerji rantı, vakıf ağları, güvenlik aygıtı ve milli ticaret burjuvazisi arasındaki blok sürekliliğini korumaktadır. Bu yüzden tepedeki isim değişmiş olsa bile altyapı aynıdır.

Emperyalizmle İlişki: Tam Kopuş Değil, Çelişkili Bağımlılık

Bu egemen blokun emperyalizmle ilişkisi de tek boyutlu değildir. Siyasal söylem düzeyinde sistem kendini anti-emperyalist olarak sunar; ABD ve İsrail karşıtlığı rejimin meşruiyet repertuarının merkezindedir. Ancak ekonomi politiğe bakıldığında, bu blokun küresel kapitalist sistemle tüm bağları koparmadığı görülür. Reuters’ın enerji haberleri, İran petrolünün başlıca alıcılarının Çinli özel rafineriler olduğunu, ihracatın yaptırımlara rağmen sürdüğünü ve bunun çeşitli dolaylı ticaret yöntemleriyle yapıldığını gösteriyor. Yani rejim bir yandan emperyalizme karşı retorik üretirken, öte yandan enerji rantını küresel pazar ilişkileri içinde realize etmeye devam ediyor.

Tam da bu yüzden İran’daki egemen sınıfı “anti-emperyalist” diye romantize etmek de, “tamamen bağımsız” diye tanımlamak da yanlış olur. Daha doğru ifade, yaptırımlar ve savaş koşullarında şekillenmiş, dış baskıyı iç konsolidasyon için kullanan ama enerji gelirleri ve ticaret ağları üzerinden dünya kapitalizmiyle bağlantısını koruyan, çelişkili bir milli-güvenlikçi burjuva blok olduğudur. Son saldırılar bu çelişkiyi azaltmadı; daha görünür hale getirdi.

Sonuç

Bugün İran’da hayatta kalan isimler önemlidir, ama asıl mesele onların kişisel biyografileri değildir. Mojtaba Hamaney, Pezeşkiyan, Muhsini Ejei, Arafi, Galibaf, Arakçi ve Devrim Muhafızları çevresindeki yeni kadrolar; hepsi, petrol ve gaz rantı, yarı-devlet vakıfları, yaptırımlarla güçlenen kapalı ticaret ağları ve güvenlik bürokrasisi üzerine kurulu egemenlik blokunun farklı yüzleridir. Son saldırılar bu blokun tepesini budadı, ama kökünü sökmedi. Hatta mevcut veriler, rejimin daha fazla askerileştiğini, daha dar bir çekirdekte toplandığını ve mollaların da bu yapıda salt dini değil, milli ticaret burjuvazisinin ideolojik-siyasal temsilcileri olarak yeniden öne çıktığını düşündürüyor. Bu yüzden “kim kaldı?” sorusunun gerçek cevabı şudur: İran’da bireylerden çok sınıf kaldı, ağ kaldı, rant düzeni kaldı; hayatta kalan siyasetçiler de bu düzenin bugün görünen yüzleridir.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!

YORUM YAZ

Yorumunuz moderasyon onayından sonra yayınlanacaktır.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Ortadoğu kategorisinden daha fazla haber

İran İçin “Federal Model” Tartışması: Kürtler Yeni Dönemin Anahtarı mı?
HABER

İran İçin “Federal Model” Tartışması: Kürtler Yeni Dönemin Anahtarı mı?

Uluslararası basında yayımlanan bir görüş yazısında, İran’da olası bir rejim sonrası süreçte Kürtlerin belirleyici rol oynayabileceği ve federal bir yapının en sürdürülebilir çözüm olabileceği savunuldu. Ancak bu değerlendirmeler analiz ve yorum niteliği taşıyor.

yaklaşık 22 saat önce
Devamını Oku
İranlı Sünni Liderden Kürtlere Mesaj: “ABD’nin Senaryolarına Kanmayacağız”
HABER

İranlı Sünni Liderden Kürtlere Mesaj: “ABD’nin Senaryolarına Kanmayacağız”

İranlı Sünni din adamı Mamotsa İkbal Bahmani, Kürtlerin ABD’nin “bölücü politikalarına” karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi. Bahmani, Suriye ve Irak’taki Kürtlerin ABD tarafından “kullanılıp terk edildiğini” savunarak İran’daki Kürtlerin aynı hatayı yapmayacağını ifade etti.

2 gün önce
Devamını Oku
İranlı Kürt Liderden Kritik Mesaj: “İran’da Kırılma Yaratacak Güç Kürtlerde Var”
HABER

İranlı Kürt Liderden Kritik Mesaj: “İran’da Kırılma Yaratacak Güç Kürtlerde Var”

İran Kürdistanı’ndaki Komala lideri Abdullah Mohtadi, FRANCE 24’e verdiği röportajda Kürtlerin İran’da siyasi ve askeri bir kırılmada belirleyici rol oynayabileceğini söyledi. Mohtadi, Kürt bölgelerinde güvenlik güçlerinde zayıflama işaretleri gördüklerini savunurken, dış destek almadıklarını öne sürdü. Ancak Reuters’a göre ABD istihbaratı, Kürt güçlerinin büyük çaplı dış yardım olmadan rejimi sarsacak bir ayaklanmayı sürdürebilecek kapasitede olmadığını düşünüyor.

2 gün önce
Devamını Oku

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Güncel haberleri kaçırmamak için sosyal medya hesaplarımızı takip edin ve topluluğumuzun bir parçası olun.