
Foreign Affairs’de yayımlanan analiz, İran’ın savaşı yalnızca askeri değil aynı zamanda iç siyasi konsolidasyon fırsatı olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Yazıya göre Tahran, dış saldırıları iç birlik yaratmak için kullanıyor.
İran Savaşı Nasıl Görüyor? Dış Tırmanma, İç Konsolidasyon
ABD ve İsrail, yıllar süren yaptırımlar, kınamalar ve sınırlı saldırıların ardından Şubat ayı sonunda İran’a karşı geniş çaplı bir savaş başlattı. O tarihten bu yana iki ülke, İran’ın en üst düzey liderlerini ve çok sayıda üst düzey yetkilisini hedef aldı; askeri tesisler, devlet binaları, havaalanları, enerji altyapısı ve sivil yapılar büyük ölçüde tahrip edildi. Üç haftayı geride bırakan bu süreçte ABD ve İsrail liderleri, İran’ın askeri olarak çökmek üzere olduğunu ve rejimin ya ciddi şekilde zayıflayacağını ya da tamamen devrileceğini öne sürüyor.
Washington ve Tel Aviv, İran’ın askeri kapasitesine ciddi zarar verdikleri konusunda haklı olabilir. Ancak Tahran’ın çökmenin eşiğinde olduğu yönündeki değerlendirmeler büyük olasılıkla yanlıştır. İslam Cumhuriyeti, saldırıların başlamasından bu yana dikkat çekici bir bütünlük sergilemiştir. Komuta-kontrol yapısı, üst düzey kayıplara rağmen ayakta kalmıştır. İran, ABD üslerine, İsrail’e ve Körfez ülkelerine füze saldırıları düzenleyebilecek kapasitesini korumaktadır. Ayrıca yeni liderlik yapısını hızla oluşturmuştur.
Bu dayanıklılık aslında şaşırtıcı değildir. Tahran, özellikle 2003 Irak işgali ve son yıllardaki çatışmalar sonrasında büyük çaplı bir ABD saldırısına karşı uzun süredir hazırlık yapıyordu. Stratejisini, maksimum kaos yaratarak caydırıcılığı yeniden tesis etmek üzerine kurdu ve mevcut savaşta tam da bunu uygulamaya koydu.
İran aynı zamanda bu savaşı iç politik konumunu güçlendirmek için kullanmaktadır. Savaş öncesinde rejim ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyaydı ve kitlesel protestolarla sarsılıyordu. Ancak savaş, sert baskı politikalarını meşrulaştırmanın ötesinde yeni bir toplumsal destek üretme imkânı sundu. Yönetim, kendisini dış saldırılara karşı direnen bir güç olarak sunarak ulusal birlik duygusunu pekiştirmeye çalışıyor. Bombardımanlar hem askerleri hem sivilleri hedef alırken, bu durum şehirlerde güçlü bir “fedakârlık ve direniş” anlatısının yayılmasına zemin hazırlıyor.
Bununla birlikte sürecin nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini koruyor. Savaş öncesinde İran’da ciddi bir iç muhalefet bulunuyordu ve bazı kesimler dış müdahaleye dahi sıcak bakıyordu. Mevcut yıkım, yönetimin sorunlarını daha da derinleştirebilir. Ayrıca ABD’nin kara harekâtı seçeneğini gündeme alması ihtimali de tamamen ortadan kalkmış değildir.
İranlı yetkililer ise bu savaşı yalnızca bir tehdit olarak değil, aynı zamanda bir fırsat olarak görmektedir.
Son on yılda ABD’li birçok yetkili, İran’ın sert söylemine rağmen aslında temkinli ve zayıf olduğu sonucuna varmıştı. İran’ın geçmişte aldığı darbeler karşısında sınırlı tepkiler vermesi bu algıyı güçlendirdi. Ancak bu durum, İran’ın stratejik bir ikilem içinde hareket etmesinden kaynaklanıyordu. Tahran hem müttefiklerine güven vermek hem de doğrudan bir savaşın maliyetlerinden kaçınmak zorundaydı.
Bu denge politikası zamanla ters etki yarattı. Sınırlı ve sembolik tepkiler, İran’ın zayıf olduğu algısını pekiştirdi ve ABD ile İsrail’in daha agresif adımlar atmasına yol açtı. Bunun sonucunda İran, askeri stratejisini değiştirerek daha doğrudan ve sert karşılık vermeyi içeren bir yaklaşıma yöneldi. Yeni strateji, saldırı durumunda hızlı tırmanma ve çatışmayı bölgesel düzeye yayma üzerine kuruldu.
Bugünkü savaş, bu stratejik dönüşümün sonucudur. İran, binlerce füze ve insansız hava aracıyla geniş bir coğrafyada saldırılar düzenlemekte, küresel enerji hatlarını tehdit etmekte ve ekonomik dengeleri sarsmaktadır. Tahran, bu çatışmayı kuralların büyük ölçüde ortadan kalktığı bir savaş olarak değerlendirmektedir.
İran yönetimi, sert karşılık vermenin uzun vadede ülkeyi koruyacağını düşünmektedir. Aynı zamanda bu savaşın içerdeki siyasi yapıyı güçlendireceğine inanmaktadır. Nitekim İran-Irak Savaşı da benzer bir etki yaratmış, iç bölünmelere rağmen rejimin güçlenmesine yol açmıştı.
Bugün de benzer bir dinamik ortaya çıkmaktadır. Savaş, geniş kitlelerin mobilize edilmesini sağlamış, devlet yanlısı gösteriler artmıştır. Bu durum tüm toplumu temsil etmese de, rejim açısından önemli bir destek tabanı oluşturmaktadır. Yönetim, savaşın yarattığı travmanın, geçmişteki protesto ve memnuniyetsizliklerin önüne geçtiğini düşünmektedir.
Sonuç olarak İran, bu savaşı iki düzlemde yürütmektedir. ABD ve İsrail, askeri kapasiteyi hedef alarak yukarıdan baskı kurmaya çalışırken; İran ise aşağıdan, toplumsal mobilizasyon ve milliyetçi duygular üzerinden iç yapısını güçlendirmeye odaklanmaktadır. Tahran için bu savaş yalnızca bir askeri mücadele değil, aynı zamanda rejimin geleceğini belirleyecek bir iç siyasi mücadeledir.
Yazar:
Mohammad Ayatollahi Tabaar
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
İlgili Yazılar

İran’da Güç Dengesi: Saldırılar Sonrası Ayakta Kalan İsimler ve Rejimin Geleceği

İran İçin “Federal Model” Tartışması: Kürtler Yeni Dönemin Anahtarı mı?

İranlı Sünni Liderden Kürtlere Mesaj: “ABD’nin Senaryolarına Kanmayacağız”

İranlı Kürt Liderden Kritik Mesaj: “İran’da Kırılma Yaratacak Güç Kürtlerde Var”
İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler
Ortadoğu kategorisinden daha fazla haber

İran’da Güç Dengesi: Saldırılar Sonrası Ayakta Kalan İsimler ve Rejimin Geleceği
Haber/Analiz: ABD ve İsrail saldırıları İran’daki üst düzey kadroları ciddi biçimde zayıflattı. Ancak ortaya çıkan tablo bir çöküşten çok, daha dar ve daha sert bir iktidar çekirdeğinin konsolidasyonudur. Hayatta kalan isimler, yalnızca bireysel aktörler değil; devletle iç içe geçmiş milli ticaret burjuvazisi, dini otorite ve güvenlik aygıtından oluşan bir egemen blokun temsilcileridir. Bu blokun ekonomik temeli petrol ve doğal gaz gelirleri ile yarı-devlet ağlarına dayanır. Tam da bu nedenle İran’daki egemen sınıfı “anti-emperyalist” diye romantize etmek de, “tamamen bağımsız” diye tanımlamak da yetersiz kalır. Daha doğru olan, yaptırımlar ve savaş koşullarında şekillenmiş, dış baskıyı iç konsolidasyon için kullanan ama enerji gelirleri ve ticaret ağları üzerinden küresel kapitalizmle bağını koruyan çelişkili bir milli-güvenlikçi burjuva yapıdan söz etmektir.

İran İçin “Federal Model” Tartışması: Kürtler Yeni Dönemin Anahtarı mı?
Uluslararası basında yayımlanan bir görüş yazısında, İran’da olası bir rejim sonrası süreçte Kürtlerin belirleyici rol oynayabileceği ve federal bir yapının en sürdürülebilir çözüm olabileceği savunuldu. Ancak bu değerlendirmeler analiz ve yorum niteliği taşıyor.

İranlı Sünni Liderden Kürtlere Mesaj: “ABD’nin Senaryolarına Kanmayacağız”
İranlı Sünni din adamı Mamotsa İkbal Bahmani, Kürtlerin ABD’nin “bölücü politikalarına” karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi. Bahmani, Suriye ve Irak’taki Kürtlerin ABD tarafından “kullanılıp terk edildiğini” savunarak İran’daki Kürtlerin aynı hatayı yapmayacağını ifade etti.